| Ferit Farsakoğlu |
BAŞBAKAN ÖZAL'A SUİKASTI MİT'İN SUÇLADIĞI SAVCI DEMİR
MİT raporu DGM Savcısı Demiral’ı zan altında bıraktı. ÖNEMLİ HATIRLATMA: Yer sorunu nedeniyle MİT’in Horzum ve DGM Savcısı Nusret Demiral raporu, Savcı Demiral’ın açıklaması ve Özal’a yapılan suikast girişimiyle ilgili birbirleriyle bağlantılı üç ayrı haberi aynı yerde arka arkaya yayınlamak zorunda kaldım. BİRİNCİ HABER: MİLLİYET/ 13.01.1989 · MİT’in raporunda DGM Savcısı Nusret Demiral’in Kemal Horzum’la yakın ilişkiler içinde olduğu ve savcının bu nedenle Horzum davalarına özellikle el koyduğu ileri sürülüyor. · Cezaevinden kaçarak Başbakan Özal’a suikast girişiminde bulunan Kartal Demirağ’ın daha önce Dazkırı Kaymakamı Tuncer Ergüler’i de yaraladığı ortaya çıktı. · Eski Dazkırı Kaymakamı Tuncer Ergüler, “ben Dazkırı Kaymakamlığı’ndan ayrıldıktan sonra orada büyük bir gizli örgütün (kontgerilla?) varlığını öğrendim. · Ve, DGM Savcısı Nusret Demiral, Horzum-Kartal Demirağ bağlantısı konusunda “ Dazkırı’da kurulmuş bir örgütün varlığı saptandı mı?” diye sorduğumuzda sadece “evet” diye yanıtlıyor · Konut çevresinde de üstünde durulan noktalar suikastçı Kartal Demirağ’ın ilk ifadeleri sonunda iddianameye de giren ama sonradan mahkemede reddettiği “Kemal Horzum-Osman Atay- Kartal Demirağ” bağlantısı… KRİTİK SORULAR: 1. Kartal Demirağ’ı sonuncusu cezaevinde olmak üzere ziyaret ettiği kesinleşen Osman Atay’ın Kemal Horzum’la bağlantısı nedir? 2. Osman Atay, Kartal’ın cezaevinden kaçısında kullanması için pasaport sağlamak istedi mi ve onu “daha büyük eylemlere teşvik etti mi? 3. Niyazi Adıgüzel cinayeti ile başbakan suikast arasında bağlantı aranıyor mu? 4. Adıgüzel ve iki arkadaşını öldürüp intihar eden Kürşat Özkan’ın evine giren ve onu yaralayan “hırsız” Tuncer Kalın’la Kemal Horzum’un ortağı Ahmet Turgut’un ilişkisi var mı? 5. Horzum’la eski MHP Dinar ilçe başkanı sonradan MDP’li Dinar Belediye başkanı olan Yener Emeksiz’in ve Osman Atay’ın yakını olan Dazkırı Belediye Başkanı Mustafa Atay’ın ilgileri nedir? Başbakan Turgut Özal’a suikast teşebbüsünde bulunmaktan mahkum olan Kartal Demirağ hakkındaki yargı soruşturması bir yönüyle bitirilmiş olmakla birlikte, bir başka yönüyle sessizce sürdürülüyor. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığı suikast teşebbüsünde Kemal Horzum’un ya da bir yakınının “azmettirici” olarak davranıp davranmadığını araştırıyor. DGM Savcısı Nusret Demiral, Horzum’la Kartal Demirağ’ı bağdaştıran Dazkırı’da kurulmuş bir örgütün varlığının saptanıp saptanmadığına ilişkin bir sorumuzu “evet” diye yanıtlamakla yetindi, ayrıntıya girmedi. Bizim Dinar, Dazkırı yöresinde yaptığımız araştırma ise böyle bir “azmettirici” örgütün varlığı üzerinde odaklandı. Kartal Demirağ’ın DGM Savcısı Demiral’a verdiği ifade de böyle bir örgütün varlığının ve Horzum bağlantısı olasılığının ipuçlarını taşıyor. Kartal Demirağ, daha 1971 yılından başlayarak MHP ve ülkü ocaklarına ilgi duymuş 1972-1973’te Güney ilçesinde eylem yapan ülkücüler içinde yer almış. 1978’de Dazkırı’da Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucuları arasında yer alarak bu derneğin ikinci başkanı olmuş. Kartal Demirağ’ın tespit edebildiğimiz eylemleri şunlar: 1- Güney ilçesinde Dev-Genç’li Hüseyin Dereli’yi yaralamak(1972). 2- Çardak ilçesinde İGD’li Raşit Yener’i yaralamak (1973). 3- Dazkırı Kaymakamı Tuncer Ergüler’i yaralamak. 4- Aynı ilçede iki öğrenciyi silahla tehdit (1976). 5- Dazkırı’da aralarında çıkan anlaşmazlık sonucu ülkücü Abdullah Şengül’ü öldürmeye teşebbüs(1985). 6- Çeşitli tarihlerde ruhsatsız silah bulundurmak. 7- Sahte kimlik taşımak. Kartal Demirağ, ülkücü Abdullah Şengül’ü öldürmeye teşebbüs suçundan yargılandı ve mahkum oldu.Demirağ, işte bu suçundan dolayı verilen cezasını çekmekte olduğu cezaevinden kaçtı ve Ankara’ya giderek Başbakan Turgut Özal’ı öldürmeye teşebbüs etti. Horzum, Dinarlı; Kartal Demirağ ise Dazkırılı, Afyon’un bu iki ilçesi birbirine çok yakın. Bu nedenle de Horzum ve Demirağ’ın birbirlerini tanımış olmaları doğal. Fakat Kartal Demirağ, DGM Savcılığı’nda alınan ifadesinde Abdullah Şengül’ü öldürmeye teşebbüs suçundan cezaevinde bulunduğu dönemle ilgili olarak bazı ipuçları veriyor. İddianamede bu noktayla ilgili olarak şu satırlar yer alıyor: “Cezaevine girmezden önce Dazkırı’da Osman Atay isimli arkadaşını gördüğünü, bu kişinin 10-15 sene kadar önce İsviçre’ye gittiğini, Türkiye’deyken işsiz olduğunu, şimdi ise zenginleştiğini, cezaevinde bu kişinin de kendisini gördüğünü …Osman Atay’ın kendisiyle görüşürken’İsviçre’ye gelseydin,başına bu işler gelmezdi,rahat ederdin’ dediğini,biraz da para verdiğini,1987 yılı yaz aylarında bir kurban bayramı gününde Osman Atay’ın Dinar’daki cezaevine tekrar geldiğini, kendisiyle yalnız görüştüğünü, İsviçre’de gece kulübü ve kumarhanelerde çalıştığını Kemal Horzum’un yanında görev yaptığını söylemiş bulunuyor.” Kartal Demirağ, yine iddianameye göre bazı bilgiler daha veriyor. İddianamenin şu bölümü ilginç: “Kemal Horzum’un Türkiye’de cezaevlerinde ve yurt dışında adamlarına yardımlarda bulunduğunu, bu kişilere para yardımı da yaptığını ve destek verdiğini, genel af çıkarılmasına cezaevlerindeki ve yurt dışındakilerin serbest olmasını sağlamaya çalıştığını, Özal hükümetinin affa kesinlikle karşı olduğunu Osman Atay’ın kendisine söylediğini Tarım Açık Cezaevine naklolacağını söylediğinde de Osman Atay’ın cezaevi müdürüne söyleyerek yardımda bulunabileceğini, cezaevinden çıktığında da kendisine yardım yapabileceklerini, bu arada İsviçre Basel şehrinde Uzvil Otel adresini Osman Atay’ın kendisine verdiğini ve yine “senin gibi mert, gözüpek, yiğit kişilere ihtiyacımız var” diyerek her türlü yardımı da yapabileceklerini görüşmeler sırasında söylediğini “. İddianameye göre Demirağ, ayrıca şunları da açıkladı:”Osman Atay bir kez daha Demirağ’ı cezaevinde ziyaretine gelmiş, cezaevinden kaçmayı planlayan Demirağ’a pasaport sağlamak için onun bir fotoğrafını almış. Kaçtıktan sonra saklanabileceği yerlerin adresini vermiş. Osman Atay,”Kemal Horzum ve ekibinin Özal hükümetinin uygulamalarından şikayetçi olduklarını, Özal’dan rahatsızlık duyduklarını ve kendisine ‘sen ufak işlerle cezaevinde çürüyorsun,yapacaksan büyük iş yap’ demiş”. Ne var ki Kartal Demirağ DGM’deki duruşma sırasındaki sorgusunda, DGM savcılınca alınan ifadesinin Osman Atay’la ilgili bölümünü reddetmiş bulunuyor. İŞİN İÇ YÜZÜNE DOĞRU 12 Eylül askeri rejiminin yeniden çok partili siyasal yaşama geçilmesine karar vermesinden sonra bu rejimin açık desteği ile kurulan parti, Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) oldu.Bu partinin sağ görüşlü vatandaşların ama özellikle MHP’li seçmenlerin oylarını alacağı düşünülmüştü. Kısacası MDP, sola karşı bir partiydi ve özellikle MHP’nin kapatılmasıyla ortaya çıkan boşluğu doldurması öngörülmüştü. Kemal Horzum’un ise MDP’nin kuruluşunda bu partiye ne gibi ve ne denli büyük bir maddi destek sağladığı bilinen bir gerçek. Kartal Demirağ’ın “mağdur”larının biri de Tuncer Ergüler. Ergüler,12 Eylül öncesi CHP iktidarı dönemi Dazkırı kaymakamlarından. Burada sözü eski Dazkırı Kaymakamı Tuncer Ergüler’e bırakıyoruz: “Ben Dazkırı’da kaymakamlık yaparken Acıgöl Kooperatifler Birliği’ni kurmuştum. Köy-Koop’un yapılarından biriydi. Halı üzerineydi. Bizi önce ciddiye almadılar fakat ekonomik bir güç olmaya başlayınca halı tacirleri tepki göstermeye başladılar. Halı tacirlerinden birinin oğlu MHP ilçe başkanıydı. Bunlar bu çocuklar etraflarına toplayıp sağa sola saldırtmaya başladılar. Bir davetli olduğum bir düğünden çıkarken pusu kurmuşlar,yolu ağaç koyarak tıkamışlar. Arabadan inince bana saldırdılar ve yaraladılar. Kartal’ın bana karşı yaptığı saldırı kesinlikle tek başına yaptığı bir iş değildi. O zamandan beri bu çocuk bir örgütün içinde. Bana göre kullanılmaya elverişli bir kişi”. Tuncer Ergüler’in sözlerinin bundan sonraki bölümü ise bizim bir başka kaynaktan duyduğumuz bir olguyu doğruluyor: “Ben Dazkırı Kaymakamlığından ayrıldıktan sonra orada büyük bir gizli örgütün (kontrgerilla ?) varlığını öğrendim. Ben kaymakam iken bunun varlığını bilmiyordum”. Gerçekten de Uşak, Afyon ve çevresi ile 12 Eylül öncesindeki terör olaylarının yoğun bir biçimde yaşanmış olması bu bilgiler çerçevesinde hayli önem kazanıyor. DGM savcısı Nusret Demiral’a Dazkırı’da böyle bir örgütün varlığını saptayıp saptayamamış olduklarını sorduğumuzda “evet” dedi ancak bu yanıtla yetindi. Başkaca bir açıklama yapmadı. KARTAL DEMİRAĞ’IN İDDİANAMESİNDEN Ankara DGM Savcılığı’nın Kartal Demirağ hakkında düzenlediği 30 Eylül 1988 tarihli iddianamenin 41. ve 42. sayfalarında şu satırlar yer alıyor: “Osman Atay’ın hakkında birçok soruşturma süren ve yurt dışında bulunan Kemal Horzum’un adamı olduğunu sanık Kartal Demirağ’a söylediği ve bu kişinin yurt dışından yardım edeceği vaadinde de bulunduğunu sanık Kartal Demirağ’ın açık cezaevine sevk edilip orada cezasını çekmeye başladıktan hemen sonra firar ettiği hatta bu hareketini Dinar Cezaevi’nde Osman Atay’a açıkladığında Osman Atay’ın kendisinden fotoğraf alarak yurt dışına çıkmasını sağlamak için de faaliyete geçtiği öğrenilmiştir.” İddianamede bundan sonra şu değerlendirmeye yer veriliyor: “Bu tür suçlu tipinin üçüncü kişilerce elde edilmesi sevk ve idare edilmesi de kolaydır. Hatta üçüncü kişiler olayda görülmeksizin suçlunun yapacağı eylemden her zaman çıkar sağlayabilirler. Bu durumdan kimsenin haberi de olmaz. İşte sanık Kartal demirağ’ın ifadesinde bildirdiği Osman Atay da sanığın bu karekterinden faydalanmaya,eylemini çabuklaştırmaya, ileriye atıl vaatlerde de bulunarak sanığın fiilini öncelikle işlemesini dolaylı olarak iknaya çalıştığı sezilmiştir. Eylemin geciktirilmeksizin ifasında suçluya kolaylık ve vaadin önem taşıdığını çok iyi bilen Osman Atay,bunu her hareketi ile göstermiştir.” HORZUM’UN AVUKATLARININ GÖRÜŞÜ PROF. DR. ÇETİN ÖZEK: Kemal Horzum’ un avukatlarından Prof.Dr.Çetin Özek,Demirağ dosyasındaki ifadelerle ilgili olarak şöyle dedi: “ Osman Atay’ın Kemal Horzum adına hareket ederek Kartal Demirağ’ı ziyaret etmiş olması tamamen mesnetsiz,delilsiz bir iddiadır. Zaten kesin bir isnat da yoktur. Kaldı ki iddianamede başbakana suikast ile bu ziyaret arasında bir ilişki bulunduğuna dair kesin bir iddia da bulunmamaktadır. Hakkında soruşturma yapılması imkanı olmayan bir kişi için isnatta bulunulması da adil yargılama ilkesine aykırıdır. Bu iddia, Kemal Horzum aleyhinde finansal etkilerle ve siyasal nedenlerle yaratılmak istenen havanın bir ürünüdür. Emlak Kredi Bankası sahip olduğu maddi imkanlarla Kemal Horzum hakkındaki davayı etkilemek istemektedir;bu iddiaların temel nedeni budur. Kaldı ki, DGM savcısı da böyle bir iddiada bulunamayacağını bir gazeteye verdiği demeçte söylemiştir. Durum bu iken Kartal Demirağ’ın iddianamesinde Kemal Horzum hakkındaki dava ile ilgili intiba yaratıcı beyanlarda bulunulması Emlak Bankası’nın ve arkasındaki siyasal iktidarın bu olayı siyasal amaçları için kullanmak istemesinin bir delilidir. Bazı kredi ilişkileri de böyle bir hava yaratılmasını etkilemektedir.” PROF.DR. UĞUR ALACAKAPTAN: Kemal Horzum’un diğer avukatı Prof.Dr.Uğur Alacakaptan’ın görüşü ise şöyle: Kemal Horzum’un Osman Atay ile hiçbir ilişkisi yoktur. Tamamen gayri varit bir iddia olmak gerekir. Hatta öyle ki böyle bir iddia ortaya çıktığında Kemal Horzum, İsviçre’de böyle bir adamın yaşayıp yaşamadığını, yaşamışsa oraya iltica talebinde bulunup bulunmadığını mümkünse araştırın diye İsviçre’deki avukatlarına söyledi. Daha sonra Hürriyet’in muhabiri o adamı (Osman Atay) O da bunların hepsi safsatadır diye söyledi. Kemal Horzum, Osman Atay’ı hiç tanımamaktadır. Bizim başka bir bilgimiz de yok. Çetin Özek’in Emlak Bankası’nın olaydaki tutumu ve siyasal etkiler hakkında söylediklerine ben de aynen katılıyorum.Adam (Turgut Özal) kendi partisi içindeki siyasi muarızlarına karşı bir mücadele açtı. Bu olayı da kendi mücadelesinin bir yönü olarak kullanıyor. Bir yandan da Demirel’e karşı kullanıyor. Olaya siyaset karıştı. Siyaset ise adaletin en büyük düşmanıdır. Birinin olduğu yerde öteki bulunamaz.” Prof.Dr.Çetin Özek’in belirttiğine göre Horzum’un İsviçre’den Türkiye’ye gönderilmesini sağlayan iade telebinde belirtilen suç ile ilgili dava sonuçlandıktan sonraki 45 gün içinde Horzum’un pasaport alarak yurt dışına çıkma hakkı bulunuyor. Ancak Horzum bu hakkı kullanmadığı takdirde başka suçlardan yargılanabilecek. Öte yandan Horzum’un İsviçre’den Türkiye’ye iadesi yalnız Türkiye Emlak Kredi Bankası’na karşı işlenmiş olduğu öne sürülen suç nedeniyle olduğu için Kemal Horzum’un gerçekten Kartal Demirağ ile örgütsel bir bağ içinde olduğu saptanacak olsa bile bu suçtan yargılanması olanaksız bulunuyor. İKİNCİ HABER MİT’in Kemal Horzum ve Ahmet Turgut(Kürt Ahmet) hakkında hazırladığı raporda Ünal Erkan gibi bazı polis şefleri de suçlanıyor MİT raporunda DGM Savcısı Nusret Demiral-Horzum yakınlığı iddiası FERİT FARSAKOĞLU-ÇETİN YETKİN MİLLİYET/ 14.11.1988 · MİT’in hazırladığı “çok gizli” ibareli raporda DGM Savcısı Nusret Demiral’in Kemal Horzum’la yakın ilişkiler içinde olduğu ve savcının Horzum davalarına bizzat el koyduğu iddia ediliyor. · MİT raporunda Kürt Ahmet’in birçok polis yetkilisi ile sıkı ilişkiler içinde olduğu, Horzum’un da polis atamalarında etkili olduğu bunlar arasında Nihat Camadan,Tahsin Gürdal, Ali Akan, Azmi Derin,Necmettin Dede ve Ünal Erkan’ın adlarının geçtiği… MİT tarafından Kemal Horzum ve Ahmet Turgut (Kürt Ahmet) hakkında hazırlanan “çok gizli” kayıtlı ve 30 Nisan 1984 tarihli raporda öne sürülen bazı iddiaların doğrulandığı, bazı tahminlerin ise sonradan gerçekleştiği anlaşıldı. Raporun Cumhurbaşkanlığı’na Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığı’na verildiği öğrenildi. YARGITAY MİT’İN KAÇAKÇILIK İDDİASINI DOĞRULUYOR Raporun 1.sayfasında şu iddialar yer alıyor: İsmail Özkan aracılığıyla Kemal Horzum’un Feyyaz Aker adlı kişiye Aker firmasını kurdurttuğu, bunun paravan bir firma olduğu Horzum’un bu firma üzerinden Fuat Sürmen ve Yusuf Ünlü ile birlikte demir kaçakçılığı yaptığı öne sürülüyor. Ancak raporda belirtilen bu olay nedeniyle Kemal Horzum, Fuat Sürmen ve Yusuf Ünlü hakkında dava açılmadı. Ankara Cumhuriyet Savcılığı bu olayın sanıkları olarak yalnızca İsmail Özkan ile Feyyaz Aker’i mahkeme önüne çıkardı. Oysa bu davanın sonraki aşamaları MİT raporunu doğrular nitelikte.Çünkü Feyyaz Aker ve İsmail Özkan bu suçtan yapılan yargılama sonunda Ankara 5.Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen kararı inceleyen Yargıtay 7.Ceza Dairesi 3 Aralık 1987 günlü ve 15163 sayılı kararı ile bozacak ve öteki bozma nedenlerini belirttikten sonra şöyle diyecektir: “…Fuat Sürmen,Atilla Sürmen, Kemal Horzum,Yusuf Ünal, ve Cemil Cesur’un yakalanıp haklarında dava açılması…ve sorumlu tutulmalarına karar verilmemesi…yasaya aykırı görüldüğünden hükmün bozulmasına karar verildi”. Açıkça görüldüğü gibi savcılığın haklarında dava açmadığı fakat MİT raporunda bu kaçakçılığa karıştıkları öne sürülen Kemal Horzum, Fuat Sürmen, ve Yusuf Ünlü’nün de bu suçtan yakalanarak yargılanmaları gerektiğini belirten Yargıtay böylece MİT raporunu doğrulamış oluyor. SAVCI İLE İLGİLİ İDDİALAR Raporun birinci sayfasında bu kaçakçılık olayının soruşturmasını yürüten Ankara Narkotik Şube Müdürü Orhan Taşanlar’a Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Ankara Savcılığı’nca baskı yapıldığı öne sürülüyor. Öte yandan raporun daha sonraki bölümlerinde ise Savcı Nusret Demiral ile Kemal Horzum’un yakın ilişkiler içinde olduğu Demiral’ın Horzum ile ilgili davalara bizzat el koyduğu iddia ediliyor. Bu iddianın doğruluğu konusunda bir şey söylemek olanaksız. Ancak daha sonra Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi sancılığına atanacak olan Nusret Demiral’ın soruşturma evrakına göre tutumu şöyle: 1- Demir kaçakçılığı olayını soruşturan Narkotik Şube Müdürü Orhan Taşanlar, yaptığı bu soruşturma sırasında elde ettiği verilere göre Kemal Horzum’un da işin içinde olduğunu saptayarak Horzum’u aramaktaydı. Fakat Horzum bir türlü bulunamıyordu, onun yurt dışına kaçtığı sanılıyordu. Polis aramalarını sürdürürken Ankara Cumhuriyet Savcı Başyardımcısı Nusret Demiral, Horzum ile ilgili soruşturma evrakının savcılığa gönderilmesini istedi. Orhan Taşanlar, C.27/58, Kısım 2A sayılı ve 30 Mart 1983 günlü bir yazıya bağlı olarak soruşturma evrakını Nusret Demiral’a gönderdi. Orhan Taşanlar bu yazısında Kemal Horzum’un firarda olduğunu ve evrakın Nusret Demiral’in telefonla verdiği emir uyarınca savcılığa gönderildiğini belirtiyordu. 2- Hakkında polisçe düzenlenmiş soruşturma evrakı savcılığa ulaşınca Kemal Horzum da ifade vermek için savcılığa başvurdu. 3- Horzum’un ifadesini Nusret Demiral’in kendisi aldı. 4- Horzum’un ifadesini Demiral, Horzum’un eline şu belgeyi verdi: “ T.C. Ankara Cumhuriyet Savcılığı İnceleme Bürosu. Hz. 1983/ 11100.22/4/1983. Kemal Horzum’un ifadesinin alınıp serbest bırakıldığı hk. Belge 1615 sayılı Gümrük Kanunu’nun 118.maddesi uyarınca geçici olarak Türkiye’ye ithal ettiği demirleri süresi içinde yurt dışına çıkarmayıp Türkiye’de başkalarına devreden ve bu nedenle hakkında 1918 sayılı kanuna göre soruşturma sürdürülmekte olan Feyyaz Aker iel ilgili tatkikatta ismi geçen Halil oğlu, Şevkiye’den doğma 1949 doğumlu Ankara Cinnah Caddesi 57/1-6 numarada oturan ve Karanfil Sokak 78/1’de konfeksiyon üzerine ihracat ve TIR taşımacılığı işlerini yapmakla olan Kemal Horzum isimli kişinin olayla ilgili ifadesi alınıp serbest bırakıldığına dair işbu belge kendisine düzenlenip verildi.Nusret Demiral C.Savcı Başyardımcısı.” 5- Savcılık belirtiğimiz gibi Kemal Horzum hakkında demir kaçakçılığı suçundan dava açmadı. Öye yandan eski ortağı Kemal Horzum ile arası açılan Haydar Koç hakkında Horzum’un adamlarının şikayeti ve ihbarı üzerine açılan sahtecilik davasının soruşturmasını da Nusret Demiral yaptı. Bu dava Ankara 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1986/67 esas sayısına kayıtlı. KEMAL HORZUM VE POLİS ŞEFLERİ MİT raporunda Kemal Horzum’un ve Ahmet Turgut’un birçok polis yetkilisi ile sıkı fıkı ilişki içinde olduğu bunların Kemal Horzum’u kayırıp kolladıkları Horzum’un da polis atamalarında etkili olduğu öne sürülüyor. Bunların arasında Nihat Camadan, Tahsin Gürdal, Ali Akan, Azmi Derin, Necmettin Dede ve Ünal Erkan’ın adlarının geçtiği Tahsin Gürdal’ın çocuklarının kirvesinin Kemal Horzum olduğu… Cumhuriyet Gazetesi’nde 28 Şubat 1986’da çıkan bir haber bu çerçevede ister istemez dikkatleri üzerine topluyor. Haber şöyleydi: “Emniyet müdür yardımcısı kızını evlendirdi. Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Necmettin dede’nin kızının düğünü Ankara Dedeman Oteli’nde dün akşam yapıldı. Düğünde…İstanbul Emniyet Müdürü Ünal Erkan, Ankara Emniyet Müdürü Ali Akan,şube müdürleri,bazı milletvekilleri ve tanınmış işadamlarından Kürt Ahmet ve Yusuf Koç hazır bulundular”. Ayrıca Emniyet Başmüfettişlerinden N.V.’nin Kemal Horzum Türkiye’ye iade edildiğinde onu karşılamak için havaalanına gittiğini de öğrendik. N.V.’nin adı Kemal Horzum ve Ahmet Turgut ile Anakara’da Yalı Restoran’da çıkan bir kavgaya da karıştı. Bir hesap meselesi yüzünden çıkan bu kavga sonucunda restoran sahibi heyecanlanarak kalp krizi geçirmiş ve kaldırıldığı hastanede ölmüş, Ankara savcılığı da olayı soruşturduktan takipsizlik kararı vermişti. SUÇ İDDİALARI MİT raporunda Kemal Horzum’un işlediği öne sürülen başka suçlar ile ilgili iddiaların da yer aldığı belirtiliyor. İfade edildiğine göre bu iddialar da Horzum’un hayali ihracat yaptığı,şişirme faturalar kullandığı, Cenevrede’ki Okemex firmasının paravan bir firma olarak Eli Benyeş adlı bir kişiye kurdurtulduğu noktalarında toplanıyor. Bu iddialarla ilgili olarak şu belgelerin ortaya ilginç bir görünüm çıkardığı bir gerçek: 1- Kemal Horzum, Ahmet Turgut ve daha başkaları hakkında Ankara C.Savcılığı 15 Aralık 1987 tarihinde hz. 1987/2963 sayılı iddianame ile hayali ihracat, kaçakçılık, sahtecilik,dolandırıcılık suçlarından dava açtı. 2- Raporda yer aldığı belirtilen Eli Benyeş ile ilgili olan iddialar,Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’na Müfettiş Süleyman Doğru, tarafından verilen 77 sayılı ve 10 Eylül 1985 tarihli raporla doğrulanmış bulunuyor. Özellikle bu raporun 33. sayfasında bu konuda ayrıntılı bilgi veriliyor. 3- Fatura şişirme iddiasını doğrulayıcı nitelikte birçok belgenin sonradan ele geçirildiği belirtiliyor. Örneğin Maliye ve Gümrük Bakanlığı Hesap Uzmanı Ali Yeşil tarafından düzenlenen ve altında Halil Terziler’in de imzası bulunan 18 Mayıs 1985 günlü tutanak fatura şişirme olayı ile ilgili. KORKUNÇ İDDİALAR Raporun birinci sayfasında yer alan bu iddia da şöyle.”1983 yılında Karabük Demir Çelik Tesisleri’nde meydana gelen bir arıza Kemal Horzum tarafından tertiplenmiştir. Bu sebepten dolayı Karabük Demir Çelik Tesisleri’nde üretim durduğundan ihtiyaç Kemal Horzum tarafından karşılanmış,adı geçen bu şekilde haksız bir kazanç elde etmiştir. “ Bundan başka raporda yer alan iddialar arasında Kemal Horzum’un 12 Eylül silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı iddiası da yer alıyor. AKLA TAKILAN SORULAR Bu raporun tarihi 30 Nisan 1984.Üstelik Cumhurbaşkanlığı’na, Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığı’na verildiği belirtiliyor. Ama öyle anlaşılıyor ki bu rapor onu değerlendirmesi gerekenler tarafından ya hiç okunmamış ya da hiç ciddiye alınmamış ve iddialar saçma bulunmuş. Bir başka olasılık ise bu raporun asıl yetkililerinin örneğin başbakanın eline geçmemiş olması. Çünkü bu raporun üzerinde taşıdığı tarihten 5 ay sonra 5 Ekim !984’te Özal,Kemal Horzum’un Afyon’daki su ve şişeleme tesislerini hizmete açtı. 22 Eylül 1986 t arihinde ise Ahmet Turgut ile birlikte Polatlı’ya gitti ve burada toplanan halka Özal’dan sonra Ahmet Turgut kürsüden hitap etti. Öte yandan yurt dışına çıkma yasağının Horzum İsviçre’ye kaçtıktan sonra konması, Horzum’un birileri tarafından korunduğu izlenimini yaratıyor. ÜÇÜNCÜ HABER MİT raporunda Horzum’a sıcak baktığı öne sürülen DGM savcısı çok kızdı “KİMSE BENİMLE UĞRAŞAMAZ” MİLLİYET /15.11.1988 MİT raporunda Horzum’u ilişkileri nedeniyle serbest bıraktığı iddia edilen DGM Savcısı Nusret Demiral, “bu elden ele dolaşan raporun MİT’e ait olup olmadığını bilmiyorum.benim şerefimle kimse uğraşamaz .Kim oluyormuş bu Kemal Horzum da ben serbest bırakmışım?”dedi Türkiye Emlak Kredi Bankası’nı 60 milyon dolar dolandırdığı öne sürülen ve halen tutuklu olarak yargılaması devam eden Kemal Horzum’ a ”sıcak baktığı” MİT raporunda öne sürülen DGM Savcısı Nusret Demiral, “Milliyet”e konuştu. Savcı Demiral kimsenin verdiği kararlar hakkında konuşamayacağını belirterek,”Ben şerefli bir insanım.Kimse benimle uğraşamaz. Bana gelen herkese yasalar neyi emrediyorsa onu uygulamışımdır” dedi. Savcı Demiral, Milliyet’te dün yer alan ve MİT’in düzenlediği bir raporda “Emniyette soruşturması devam eden bir dosyayı telefonla istettiği ve bunu öğrenen Kemal Horzum’un emniyete değil de direkt Ankara Savcı Başyardımcısı Nusret Demiral’a teslim olduğu ve Demiral’ın kendisini yakın ilişkileri nedeniyle serbest bıraktığı” iddiaların doğru olmadığını açıkladı. Demiral, konuya ilişkin sorularımıza şu yanıtları verdi: Soru:”MİT raporunda Kemal Horzum’u aranızdaki ilişkiniz nedeniyle serbest bıraktığınız öne sürülüyor”. Yanıt: “Bu elden ele dolaşan raporun MİT’in raporu olup olmadığını bilmiyorum. Bunlar elbetteki araştırılacaktır. Benim şerefimle kimse uğraşamaz. Kim oluyormuş bu Kemal Horzum da ben onu serbest bırakmışım? Ben her zaman yasaların yanında olan bir savcıyım.Bana gelen herkese yasalar neyi emrediyorsa onu uygularım. Bu Horzum olmuş başka birisi olmuş hiç fark etmez, aynı şeyi uygularım.Ben mesleğimi seven bir insanım”. Soru: Hakkınızdaki bu iddialar neden ortaya atılmış olabilir?” Yanıt: “Ne bileyim ben? Biliyorsunuz sıcak baktığım söylenen o kişi uzunca yıllar sonra yurda döndü.Hakkında DGM savcılığımız tarafından bir soruşturma başlatılmıştı. Biz o kişiye neler uyguladık biliyorsunuz. Hakkındaki iddialara göre tutuklanması gerekiyordu. Biz de bu istekle tutuklanmasını istedik ve kendisini DGM sorgu yargıcına sevk ettik. Sorgu yargıcı da bizim istemimizi yerinde gördü ve Horzum tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ancak avukatları itiraz etmişler ve DGM heyeti, o kişinin Türkiye’ye şartlı gönderildiğini ve hakkında bir suçtan soruşturma yapılabileceği gerekçesiyle tahliye kararı verdi. Soru: MİT raporu konusunda yasal bir işleme gidecek misiniz? Yanıt: “Hele bir inceleyeyim. Bu ortada dolaşan şey gerçekten MİT raporu mudur? Benim meslek haysiyetimle uğraşan herkesle tabii ki ben de uğraşacağım: Bunlar çok ayıp…Öncelikle ben şerefli bir insanım. Bu konuda başka hiçbir şey söylemek istemiyorum. Tekrar ediyorum ben mesleğimi seven bir insanım. Kimsenin benimle uğraşmasına izin vermem.Bunu herkes bilsin”.
01:00 - 15/2/2009 - yorum {yok} - yorum yazAHMET HAKANAHMET HAKAN'DAN CİHAN KAMER'E AKLAMA Sayın Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesi'ndeki Cihan Kamer'i takdim yazınız sorulması gereken hiçbir soruyu sormadığınız izlenimi uyandırdı bende. Ben olsaydım sizin yerinizde "beni de ortak eder misin?" diye sormak yerine şunları sorardım: 1- Bilal ile Sema kaç yılında,kaç para vererek,kaç hisseye ortak oldular? Babaları , "benim çocuklarımı okutacak param yok, çocuklarımı arkadaşlarımın verdiği bursla okutuyorum"diyordu. Bursla okuyan Bilal, ne zaman para kazandı da pırlantacı dükkanına ortak girdi? 2- Cihan Kamer," Babaları,çocuklarının kamuda iş yapmalarına şiddetle karşı çıkar.Bu iş kamu işi değil ki" diyor. Peki pırlanta,elmas,yakut,zümrüt ve incinin KDV'sinin 2004 yılında %0'a (sıfır)indirilmesi Bilal ve İnci'nin babaları zamanında gerçekleşmedi mi? Bu, kamudan rant sağlamak sayılmıyor mu? Bu karar alındığında Bilal ve Sema bu ortaklığa girmişler mi, yoksa bu kararın çıkmasını bekleyip daha sonra mı ortak olmuşlar? Değerli taşlardan KDV oranının %sıfıra düşürülmesi tamamıyle bir tesadüf mü acaba? Cihan Kamer'e bu soruları soramadınız mı? Gazeteniz yazarlarından Sayın Şükrü Kızılot 10 Şubat Salı günlü yazısında, "Bu ülkede ekmek, peynir, zeytin, süt, yumurta, meyve, sebze, su, odun, kömür, tezek, gübre, kalem, defter, silgi, ilaç, doktor hatta kefen bezi bile KDV'ye tabi iken, pırlanta KDV'sinin sıfır olmasını vatandaş hazmedemiyor " diye yazmış.(Ellerine sağlık). Sn.Kızılot, değerli taşlardan pırlantanın KDV oranlarının bazı ülkelerde kaç olduğunu da açıklıyor: "Örneğin pırlanta; İsveç'te (% 25), Almanya'da (% 19), Fransa'da (% 19.6), İtalya (% 20), İrlanda (%21), Bulgaristan (% 20), Danimarka (% 25), Polonya (% 22), Avusturya (% 20), Yunanistan'da (% 18), Belçika'da (% 21) liste uzayıp gidiyor". Durum bu kadar açıkken biz şimdi Bilal ve Sema kamuyla iş yapmıyor, kamudan rant sağlamıyor diyebilir miyiz? Kim kimi kandırıyor? 3- Cihan Kamer'e göre bu ortaklığın getirisi geçen yıl 45 bin TL olmuş. Ancak bu dükkana geçen yıl kira olarak 835.000.€ ödendiği, bu rakamın sabit olmadığı, işyerinin yıllık cirosunun %10'unun yıllık kira bedeli olarak ödendiği yazıldı. Tekzip de edilmedi. Kabaca hesaplarsak yıllık cirasunun 8.350.000.€ (17 milyar 535 bin TL) olduğu ortaya çıkıyor. Bu konuyu Cihan Kamer'e neden sor(a)madınız? Cihan Kamer'e sen kimi kandırıyorsun diyemediniz? Şimdi bu yazınız ışığında Radikal'de yazmaya başladığında Akif Beki'ye verdiğiniz öğütleri size uyarlıyalım: "BİR Elini korkak alıştırma... Överken de, yererken de sonuna kadar aban... Çaktın mı tam çak... Açık yaz... Açıktan yaz... İsim ver... Hata yap... Özür dile... Kavga et... Meydanı gümbürdet..." Cihan Kamer karşısında maalesef bunu yapamadığınızı yani çakamadığınızı,kavga edemediğinizi görüyoruz. "ÜÇ Unutma: Tayyip Erdoğan'ı sinirlendirme riskini göze alamazsan hakiki yazar olamazsın... Ya da şöyle söyleyeyim: Erdoğan'ın grup konuşmasında doğrudan seni hedef aldığı gün, senin "olduğun" gün olacaktır..." Tayyip Erdoğan'ın bu yazıya sinirleneceğini söylemek için insanın çok saf olması gerekir. Olsa olsa memnun olmuştur. Öğüt verdiğiniz Akif Beki de zaten sizin "olmadığınızı" yazmıştı?!... "YEDİ Şunu bilesin ki: Gazete yazısında samimiyet de samimiyetsizlik de çarpan etkisiyle yansır okura... Samimi olursan, karşılığını fazlasıyla alırsın..." Kusura bakmayın ama bu yazınızda samimi olduğunuzu söylemek de mümkün değil ama olayı gargara yapma, Cihan Kamer'i ve ortakları Bilal ve Sema'yı mahçup bir şekilde aklama çabası içinde olduğunuz rahatlıkla söylenebilir. Saygılarımla. FERİT FARSAKOĞLU
12:06 - 13/2/2009 - yorum {2} - yorum yazKAPALI KUTU ARNAVUTLUK DA AÇILDITİRAN’DA GLASNOST RÜZGARI · Çelişkiler ülkesi Arnavutluk’un her tarafında 2.Dünya Savaşı’ndan sonra sayıları 100 bini aşan savunma amaçlı mazgal(sığınak) yapılmış. Şimdi ise Doğu Bloku’ndaki değişim rüzgarlarına uymak isteyenlerle direnenler çatışıyor!... · Türklere karşı büyük bir yakınlık ve sevgi besleyen Arnavut halkı işine gidip gelirken en yenisi 20 yıllık olan camları kırık körüklü otobüsleri kullanıyor. Kıtlık içinde yaşamını sürdürmeye çalışan Arnavutların en büyük özlemlerinden biri Türkiye’ye göç edebilmek… FERİT FARSAKOĞLU/MİLLİYET/ 18.10.1990 Doğu boku ülkelerindeki kapalı rejimlerin birer birer yıkıldığı şu günlerde biz de Arnavutluk’un yolunu tuttuk. Avrupa’nın bu yoksul ve o ölçüde de bakir ülkesinde Arnavutlar yıllar süren kapalılık döneminden sonra memleketinde yeni yüzler görmenin, yeni insanlarla tanışabilmenin şaşkınlığını yaşıyor. Yoksulluk ve baskı rejiminden yılan Arnavutların azımsanmayacak kadar büyük bir kısmı, nasıl olursa olsun ülkeyi terk etmeye çalışıyor. Bu amaçla en fazla tercih edilen yöntem ise İtalya’ya giden gemilere kaçak binmek… “Ben Müslüman, İstanbul çok güzel, Türkler çok iyi”. Arnavutluk caddelerinde dolaşırken sık sık bu sözleri duyduk, sevgi gösterilerine tanık olduk. Arnavut halkı caddelerinde ansızın boy gösteren yeni yüzlerle dostluğu geliştirip başka dünyaları başka insanları tanımak için çırpınıyor. Cami ve kiliselerin kapatılarak müze haline getirildiği Arnavutluk’ta her şeye rağmen halkın dini duygularının oldukça güçlü olduğu gözleniyor. Türklere karşı çok büyük yakınlık ve sevgi duyan Arnavut halkı, bu yakınlığını her fırsatta boynumuza sarılarak evine,gazinoya bir şeyler içmeye davet ederek göstermeye çalışıyor. Arnavutlar Türkiye’deki popüler şarkıları da yakından takip ediyorlar. Orkestraların repertuarlarının neredeyse yarısını Türkçe şarkılar oluşturuyor.”Mavi mavi masmavi,Yallah şoför, Sabah ile sabah ile…”repertuarların değişmez şarkıları arasında. Sokakta gördüğü bir Türk’ün hemen etrafını çeviren, yardım etmek için çırpınan Arnavut vatandaşlarının sizden bir tek isteği oluyor o da adresiniz. Gencecik kızlar vize barajını aşmak için adresinizi alıyor, kendisinin ve daha sonra da ailesinin Türkiye’ye gelebilmesi için yardımımızı esirgemememizi istiyor. Yoksul, iyiliksever Arnavut halkı rejimden memnun olmadığını tedbiri de elden bırakmadan ifade ediyor. TANDIR GİBİ SIĞINAK Çeşitli dönemlerde Alman, İtalyan,Yunan ve Yugoslav tehditleriyle karşı karşıya kalan Arnavutlar çareyi içlerine kapanmakta bulmuşlar. İstila korkusunu yıllar boyu yaşayan Arnavutlukta bizim köy tandırlarına benzeyen savunma amaçlı mazgallar (makineli tüfek yuvaları) inşa edilmiş. İstila korkusu yaşamın adeta değişmez bir parçası olmuş. Sayılarının yüz bini aştığı söylenen mazgallar dağlara, deniz kıyısına, kentlere, evlerin bahçelerine yerleştirilmiş. Mazgal olmayan bir cadde, sokak görmek neredeyse imkansız. Yetkililer şimdi tonlarca demir ve betondan oluşan bu mazgalları değişim rüzgarlarının estiği bu dönemde ne yapacağını bilememenin şaşkınlığını yaşıyor. Tiran’ın en görkemli yapısı ise Enver Hoca’nın anıt mezarı. Yoksul Arnavut halkının Enver Hoca’nın anıt mezarı için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığı hemen belli oluyor. Arnavut halkı işine gidip gelirken en yenisi 20 yıllık olan camları kırık körüklü otobüsleri kullanıyor. Tiran caddelerinde bile otomobil yok denecek kadar az. Yollar ise çok yetersiz. Şehir içi ulaşımda bisikletler hükümranlıklarını ilan etmiş durumda. Tarım ürünlerinin pek çoğunu ihraç eden Arnavutluk’ta sıra sıra beton tezgahların yer aldığı semt pazarlarındaki ve dükkanlardaki mal kıtlığı hemen dikkat çekiyor. Halkın en büyük gıdası ve geçim kaynağı olan patateslerin iri boylu olanları ihraç ediliyor. Pazarda irice patates veya başka bir tarım ürünü görmek neredeyse imkansız. Halkın alım gücünün yüksek olduğu söylenemez. İnsanların bakımsız bir dükkanda bizim “kırıntı” olarak adlandırdığımız peynir parçalarından ancak 50’şer gr. alabildiğine tanık olduk! Kasap dükkanının yaygın olmadığı, kıyma makinesinin bulunmadığı, etin açık bir şekilde semt pazarlarında satıldığı ve “yok”luğunun her an hissedildiği çok belli oluyor... Bizi konuk eden Türk kökenli bir Arnavut vatandaşının evinin baş köşesindeki büfenin üzerine oldukça itina ile yerleştirilmiş üçlü gazlı ocak dikkatimizi çekiyor. Yıllarca önce geldiği İstanbul’dan almış. Ancak çalıştıracak gaz olmadığı için biblo niyetine büfenin üzerine yerleştirilmiş!.. Sokakların temizliği sabaha karşı yalnızca çalı süpürgeleri ile Romen vatandaşlar tarafından yapılıyor. Bir başka çarpıcı olgu da sosyalist ülkelerde görmeye alışık olmadığımız dilencilerin Tiran caddelerinde hayli yaygın olması… YARIN: “YOKLAR EKONOMİSİ” Dışa açılmada Arnavutlardan Türkiye’ye özel ilgi YATIRIMCIYA KAPI ARALIK · Değişim rüzgarlarıyla birlikte Türk girişimcilere göz kırpan Arnavutluk ekonomisini bir anlamda “yok”lar ekonomisi olarak da adlandırmak olası. Ülkede ağır sanayi,yeni yatırım, enflasyon yok.Ancak üretim de yok denecek kadar az. · Arnavutluk’ta araba kullanmak başlı başına bir zevk, çünkü otomobil yok denecek kadar az. Yollar bomboş. Uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde kalan Arnavutlar, bağımsızlıktan sonra da o dönemin mimarisini titizlikle korumaya özen göstermişler FERİT FARSAKOĞLU/MİLLİYET/ 19.10.1990 Bugüne kadar hiç dış borç almayan ve yabancı sermayeye kapılarını sıkı sıkı kapatan Arnavutluk değişim rüzgarlarının estiği şu günlerde Türk girişimcilere göz kırpıyor. Dışa açılma politikasıyla birlikte bir anda diplomatik atağa kalkan Arnavutluk, bu ayın sonlarında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı misafir etmeye hazırlanıyor. Bakir Arnavut pazarına Körfez krizinden ciddi şekilde etkilenen Türkiye’nin rahat nefes alabileceği bir alan gözüyle bakılıyor. Arnavutluk ekonomisini bir anlamda “yok”lar ekonomisi olarak da adlandırmak olası. Ülkede ağır sanayi, yeni yatırımlar, teknoloji ve enflasyon yok. Üretim ise son derece yetersiz. 1945’ten bu yana süregelen kapalılık döneminden sonra bugün yabancı sermayeden yararlanmak isteyen Arnavut hükümeti bu konuda önceliği turizm sektörüne vermiş durumda. Turizm Bakanı Jeton Haydaraj başkanlığında oluşturulan bir komite yabancı sermayeden ne şekilde yararlanılacağının ilkelerini saptadı. Jeton Haydaraj, Türkiye ile çok yönlü turizm alışverişinde bulunmak istediklerini bunun yalnızca grup değişimi düzeyinde değil, yatırıma öncelik verilerek gerçekleştirilmesini arzuladıklarını belirtti. Tamamiyle bakir bir halde bulunan Arnavutluk’ta yetkililer diğer ülkelerin yaptığı yanlışlıklara düşmek istemediklerini özellikle çevre ve sanayi kirlenmesine izin vermeyeceklerini açıkladılar. Turizme açılmaya hazırlanan Arnavutların bir diğer kuşkusu da fuhuş ve uyuşturucu ticareti!... Genelev,gece kulübü ve gazino gibi eğlence sektörünün demirbaş aktörlerini tanımayan Arnavutlar, bu konularda çok hassas olduklarının vurguluyorlar. Turizmde ağırlık noktasını otel yapımına vereceklerini, ulaşım sektörünü revize edeceklerini belirten Haydaraj, turizm sektörüne personel yetiştirmek için okul açtıklarını da sözlerine ekledi. Arnavut halkının Türklere karşı gösterdiği büyük sempati hükümet kademesinde de kendisini hissettiriyor. Bu doğrultuda 12 Kasım’da Türkiye ile varolan eski anlaşma daha geliştirilmiş bir şekilde yenilenecek. Bu arada diğer ülkelerin işadamlarıyla birlikte Türk işadamları da bakanlık faaliyetlerinin yürütüldüğü Otel Dajiti’de üstlenmiş durumdalar. Arnavutlar gözle görülür bir şekilde Türk işadamlarına öncelik veriyor ikili anlaşmalar yapıyorlar. Ancak Arnavutlar, bazı Türk işadamlarının kendilerinin iyiniyetini zaman zaman suiistimal ettiğini de belirtmeden geçmiyorlar. Öte yandan Sheraton oteller zinciriyle bir anlaşma imzalayan Arnavutlar, Hilton’la da görüşmelerini sürdürüyor. Yabancı sermayeden nasıl yararlanabileceklerini tartışan Arnavutlar bu konuda anayasalarında gerekli düzeltmeleri de yaptılar. Toprak devlet malı olduğu için satılamıyor. Bu nedenle yatırım yapmak isteyenler Arnavut hükümetinin o konuda kurduğu şirket ile ortak olmak zorundalar. Yönetimi kendilerine alan Arnavutlar, pay konusunda ise bağlayıcı bir tavır geliştirmiyorlar. Ekonomi enstitüsü uzmanı Leontiev Çuçi, “yüzde 49- yüzde 51 gibi bir oran getirmiyoruz. Ortak yatırımın yüzde 80’i bile yabancıların olabilir.” Yatırım için getirilecek mallardan gümrük vergisi alınmayacağını belirten Çuçi, tek başına yabancı banka kurulmasına izin verilmeyeceğini açıkladı. Arnavutluk’ta enflasyonun sürekli sıfır düzeyinde kaldığını belirten Çuçi, ülkede elektriksiz yerleşim merkezinin kalmadığını da sözlerine ekledi. Endüstri, Maden ve Enerji bakanının danışmanı olan Sokol Smokthina da sanayide en önemli sorunlarının teknoloji eksikliği olduğunu belirtti. Teknoloji konusunda geri olduklarını itiraf eden Smokthina, Etibank’la krom işlenmesi ve çıkarılması konusunda işbirliğine girdiklerini açıkladı. Atom enerjisi elde etmek için reaktör kurulacağını ancak çevre kirlenmesine kesinlikle izin vermeyeceklerini vurgulayan Smokthina, “Türkiye dahil herkesle işbirliği yapmaya hazırız” dedi 22:09 - 5/1/2000 - yorum {yok} - yorum yazBERLİN DUVARI YIKILDI BİR DÖNEM KAPANDI!...Doğu Berlin boşaldı, Batı Berlin sokakları Mahmutpaşa’ya döndü FERİT FARSAKOĞLU/ DOĞU ALMANYA MİLLİYET/16.11.1989/ 22.11.1989 · Utanç duvarının delik deşik olmasıyla kendini Batı Berlin’e atan 10 milyon Doğu Alman "özgür" dünyaya ulaşabilmenin şaşkınlığını yaşıyor. Bu arada eski bir anlaşma gereği Doğu’dan göçü teşvik amacıyla gelen her Alman’a 100 mark veren Batı Berlin Belediyesi mali sıkıntıya düştü Doğu Almanlının özlemi taştı, adeta bir insan seline dönüştü ve Batı Berlin’e uzanan uzun kuyruklar oluştu. Yaklaşık 200 yıllık bir tarihi olan Berlin’in Doğu kısmı adeta terk edilmiş bir kent görünümünde.Bölünmeden önceki Berlin’in tüm tarihi değerlerine sahip olan Doğu’nun ana caddelerinde bile parmakla sayılacak kadar az insan görülüyor. İşten çıkan Doğu Berlinli soluğu sınır kapılarında alıyor. Caddelerin boşluğunun nedenlerini sınır kapılarında uzayan vize kuyrukları yeterince açıklıyor. Sayıları 23’e ulaşan sınır kapıları adeta arı kovanı gibi çalışıyor. Çocuk,yaşlı, kadın,erkek sayıları milyonları bulan Doğu Berlinli tek bir yürek,tek bir “adım” gibi aralarındaki duvarı çiğneyerek Batı’ya, özgürlüğe geçiyor. İşte günlerdir bu yürüyüş sürüyor.Otoyollarda araçtan çok insan var. Doğu Berlinli artık Batılıyla sarmaş dolaş… Utanç duvarının delinerek yeni sınır kapılarının açılmasına karşın balayı döneminin şokunu hâlâ üzerinden atamayan Doğu Almanlardaki tedirginlik hemen göze çarpıyor. Çünkü hâlâ utanç duvarının sembolü olan Schleschischesti Caddesi üzerindeki Brandenburg kapısı çalışmıyor. Bu kapının açılmasıyla Doğu ve Batı’nın tamamiyle birleşeceği görüşü hakim her iki tarafta da. Bu nedenle Brandenburg kapısının Batı kısmında gazeteciler bu tarihi fırsatı görüntüleyebilmek için aralıksız 24 saat nöbet tutuyor. Kapının Doğu tarafında da böyle bir beklenti hakim. Ancak son günlerde yaşanan tüm serbestliğe karşın insanlar duvara 150 metre uzaktan bakabiliyor. Doğu Alman sınır polisleri de eskisi kadar katı olmamakla birlikte kapıya şimdilik kimseyi yaklaştırmıyor. Kapının Doğu yakasındaki en önemli değişikliklerden biri de şimdiye kadar Batı’ya kaçmaya teşebbüs eden onlarca kişiyi öldüren polislerin silahlarını bellerinden çıkarmış olmaları. Doğu Almanların kitlesel halde Berlin’e yönelmesi Berlin Belediyesi ile merkezi hükümetin arasının açılmasına da yol açtı. Daha önceden çıkarılan ve Doğu’dan Batı’ya göçü özendirmeyi amaçlayan bir anlaşma gereğince her Doğuluya 100 mark ödenmesi büyük bir kaynak sıkıntısı yaratmış durumda. Şimdiden Batı’ya geçmek için Doğu’dan vize alanların sayısının 10 milyonu bulduğu ileri sürüldü. Batı Berlin’e yalnızca Doğu Berlinliler değil Doğu Almanların tamamı geliyor. Ayrım yapılmadan bir ailenin bütün fertleri 100 marklarını alınca hemen alışverişe yöneliyor. 100 markların ödenmesi işini yürüten Batı Berlin Belediye Başkanı Walter Momper, Başbakan Kohl’den istediği yardıma ret yanıtı aldı. Bu durumun da büyük bir kaynak sıkıntısı yarattığı belirtiliyor. Doğu Berlinliler aldıkları 100 markı hemen Batı Berlin’de harcayarak paralarını yine Batı’da bırakıyorlar. Dondurucu soğuğa aldırmadan akın akın Batı’ya geçen Doğulular gece yarılarına kadar sokaklarda gezip dolaştılar, dükkanlara adeta hücum ettiler. Bazı uyanık Batılılar da yetkililerin de hoşgörüsünden yararlanarak Berlin’in merkezini Mahmutpaşa’ya dönüştürmüş durumda. Daha önceleri işporta nedir bilmeyen saat 17.00 mağazaların kapanmasına alışan Batı Berlinliler olup bitenleri büyük bir şaşkınlıkla izliyor. Sosyal Demokrat Parti üyeleri kaldırımlarda, kiliseler ise avlularında ücretsiz yemek servisi yapıyor.Genç bir Batı Berlinli kaldırımın üzerine oturttuğu koca bir kazanda et kaynatarak yaptığı yemeği satıyor. Bir başkası “bir kahve, bir sosis iki mark” anlayışıyla yemek sorununu pratik bir şekilde gidermenin yolunu açmış durumda. Batı Berlin Doğu Almanlara bırakılmış gibi bir görüntü hakim her yerde. Bankaların,alışveriş merkezlerinin önündeki uzun kuyrukları Doğu Almanlar oluşturuyor. Seks shoplar, diskotekler, porno film ve kitap satan merkezler yalnızca Doğululara hizmet veriyor bu günlerde. Belediyelerin ayarladığı özel otobüsler akın akın Doğuluyu ücretsiz olarak Batı’ya taşıyor. 24 saatlik vizesi biten Doğulu hemen gidip sınır kapılarında yeni bir vize alarak tekrar Batı’ya dönüyor. Herkes bu balayı döneminin ne kadar süreceği ve daha sonra ne olacağı sorusunun yanıtını arıyor. 15:09 - 5/1/2000 - yorum {yok} - yorum yazÜMR.BLD.BŞK. ŞİNASİ ÖKTEM'İN KAÇAK VİLLASIİSKİ Ömerli Baraj Gölü çevresini temizliyor ŞİNASİ ÖKTEM’İN VİLLASI DA YIKILACAKLAR ARASINDA · Su toplama havzalarının çevresini temizlemek isteyen İSKİ’nin yıkım listesinde SHP’li Ümraniye Belediye Başkanı Şinasi Öktem’le film yapımcısı Berker İnanoğlu’nun villaları da var. İSKİ, yıkım öncesi mal sahiplerine tebligatta bulundu FERİT FARSAKOĞLU/ MİLLİYET/ 17.08.1990 İSKİ, baraj ve su toplama havzalarındaki kaçak yapıların yıkılması için kolları sıvadı. İSKİ genel Müdürlüğü’nden pek çok kaçak yapının sahibi ile birlikte Ümraniye Belediye Başkanı Şinasi Öktem’e ve film yapımcısı Berker İnanoğlu’na da gönderilen tebligatta Ömerli Baraj Gölü etrafındaki villalarını yıkmaları istendi. Tebligatta villaların sahipleri tarafından yıkılmaması durumunda yıkım işlemlerini İSKİ’nin gerçekleştireceği ve masrafının da kendilerinden alınacağı vurgulandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen de “babamın evi olsa yıkarım “dedi. 2560 sayılı “İSKİ’nin Görevleri Yasası” nda baraj ve su toplama havzalarında gerek konut olarak gerekse sanayi tesisi olarak yapılaşmaya gidilmesi yasaklanmış durumda. Çünkü ne kadar önlem alınırsa alınsın bu tesislerin toprağa verilen atıkları yağan yağmurların da etkisiyle doğrudan baraj göllerine ulaşıyor. Konutların kirli su ve lağımları sanayi tesislerinin de kimyasal atıkları doğrudan baraj suyuna karışıyor. Bu nedenlerle suyun kirlenmemesi için baraj göl ve havzalarında yapılaşma izni verilmiyor. Ümraniye Belediye Başkanı Şinasi Öktem, parası olsa aynı yere 10 katlı bina yaptıracağını belirterek şunları söyledi: “Orada evi olan yalnızca ben değilim ki. Benimkinin yanında 10 ev daha var. Daha ilerde yüzlerce var. Hafta sonları kalmak için yaptırdım. Prefabrik bir konut. Yerini 2 milyon 300 bin liraya köyün emlakçisinden aldım. 26 milyon liraya mal oldu. Sonra yanındaki arsayı da aldım. Toplam 38 milyon masraf ettim. 60 milyon veren olursa hemen satarım. Mümkün olsa param yetse 10 katlı bina yaptırırdım. Herkes kadar benim de hakkım var. Prefabrik olduğu için 24 saatte sökülebilir. Yaptırdığım fosseptik çukuru kesinlikle sızdırmaz”. Sezer Filmcilik sahibi Berker İnanoğlu ise yıkım kararını maksatlı bulduğunu söyledi. İnanoğlu şöyle devam etti: “Arazi başkasının değil, tapusu benim üzerimde. O çevrede yüzlerce ev var. Diğer evlerde yok ama benim evimde fosseptik var. Arsasıyla birlikte 370 milyona mal oldu benim villam. Villayı yıkmam”. 21:48 - 3/1/2000 - yorum {yok} - yorum yazPANDA'YA SUÇ DUYURUSU
Numunelerden bazılarının bozuk çıktığı açıklandı PANDA’YA SUÇ DUYURUSU · İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Müdürü Ahmet Kiremitçigil, Panda hakkındaki Hıfzısıhha Enstitüsü’nün raporunu açıkladı. “Bozuk yağların kesinlikle imha edilmesi gerekir bunun için de Eyüp belediyesi ile savcılığa suç duyurusunda bulunulacak”. FERİT FARSAKOĞLU/MİLLİYET/ 08.08.1989 İstanbul Büyükşehir Belediyesi zabıta ekiplerinin Panda dondurma fabrikasından aldığı numunelerin bazılarının bozuk çıktığı bu nedenle Panda hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulacağı bildirildi. Panda dondurma fabrikasında bulunan bazı yağların acılaştığı bunlarla imalat yapılmasının ve saklanmasının kesinlikle yasak olduğu açıklandı. Belediye zabıta ekiplerinin Eyüp’teki Panda fabrikasında yaptığı denetleme sonucunda üretimin sağlıksız bir ortamda gerçekleştirildiği gerekçesiyle fabrika mühürlenmişti. Fabrikadaki gerek hammaddeler gerekse de mamul maddelerden alınan numuneler daha sonra Hıfzısıhha Enstitüsü’nde tahlil ettirildi. Tahliller sonucunda numunelerden ikisinin olumlu, birisinin sağlığa zararlı bulunduğu açıklandı. Büyükşehir Belediyesi Sağlık Müdürü Ahmet Kiremitçigil, raporu şöyle açıkladı: “Has Gıda ve Ticaret AŞ’den alındığı bildirilen üzerleri resmi mühürlü poşetler içerisinde gönderilen atık madde görünümünde olduğu bildirilen hammadde (kakao tozu ve vanilin) atık madde(kakao tozu,kakao yağı,şeker,süt tozu ve vanilinden ibaret) numunelerin yapılan tetkik ve kimyasal analizleri sonucunda hammaddelerin (kakao tozu ve vanilin) gıda maddeleri tüzüğüne uygun evsafta oldukları, atık maddelerin ise (kakao tozu,kako yağı, şeker, süt tozu ve vanilinden ibaret)yağlarında acılık testi(kreiss) müspet bulunmuş olup aşırı derecede bozulmuş olduğundan yukarıda bahsi geçen tüzüğün 3’üncü maddesi gereğince imali,ihzarı ve muhafaza ve satışının yasak olduğunu bildirir rapordur”. İMHASI GEREKLİ Acılığı yüksek olan yağların zaman içinde o gıda maddesindeki tüm gıda karakterlerini silip süpüreceğini söyleyen Dr. Ahmet Kiremitçigil, “Biz bu tür yağların kesinlikle imalini depolama ve satışını yasaklıyoruz. Mutlaka imha edilmesi gereken gıdalar arasına giriyor” dedi. Dr. Kiremitçigil, Panda’daki bulguların insan üzerindeki etkilerini de şöyle açıkladı: “ Bozulmuş yağ sindirim sistemi üzerinde olumsuz etki gösterir. Yağ asitlerinin yükselmesi bulantı,kusma gibi şikayetlere neden olur veya acılığı fark edilmeden belirli bir dozun üzerinde alınırsa ishale yol açar”. Dr. Kiremitçigil, Panda için bu nedenlerle savcılığa suç duyurusunda bulunulması gerektiğini bunun Eyüp Belediyesi’nce gerçekleştirileceğini söyledi.
13:30 - 3/1/2000 - yorum {yok} - yorum yazPANDA DONDURMA FABRİKASI KAPATILDIÇocukların elinden ve dilinden düşmeyen dondurma fabrikasını zabıta kapattı PANDA’YA BASKIN FERİT FARSAKOĞLU/MİLLİYET/ 04.08. 1989 · “Panda,Panda,Panda… çikolata kaymak burada…Sağlıklı ambalajda…Panda,Panda,Panda…” Milyonlarca çocuğun zihnine kazınan bu sloganın tanıttığı dondurmayı üreten firma dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi zabıta ekiplerince basıldı. Yapılan incelemelerde görülen manzaralar karşısında Has Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’nin deposu mühürlendi fabrikada üretim durduruldu Televizyon ve gazetelerde sürekli olarak çocuklara yönelik reklam yapan Panda dondurmalarının üretildiği Has Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’nin Eyüp’teki fabrikası İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürü Kemal Sarıkaya’ nın yürüttüğü ve Milliyet’in de hazır bulunduğu denetin sonucunda kapatıldı.Panda dondurmalarının özensiz,pis ve insan sağlığını tehdit eden bir ortamda üretildiğini belirten Kemal Sarıkaya, 200 kilo kadar küflenmiş çikolata ve kakaoyu da mazotla yaktırarak imha ettirdi. Fabrikanın sahiplerinden olduğunu söyleyen Nesim Hasel, “ben sizi haksız bulmuyorum bir daha yapmayız, fabrikayı kapatmayın” dedi. Fabrikanın geçtiğimiz mart ayı sonunda da denetlendiği pis ve sağlığa aykırı ortamına dikkat çekilerek giderilmesinin istendiği ancak uyarıların bir sonuç vermediği zabıta yetkilileri tarafından açıklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Müdürü Kemal Sarıkaya’nın denetimindeki ekiplerle birlikte dün sabah saat 10.30’da Has Gıda’nın Eyüp’teki fabrikasına gittiğimizde alel acele temizlik çabası içinde olunduğunu ve üretime de ara verildiğini gördük. Kendileriyle görüştüğümüz işçiler aslında üretimde görevli olduklarını ancak bugün(dün) temizlik hizmetinde görevlendirildiklerini söylediler. İsminin açıklanmasını istemeyen bir işçi ise yaklaşık bir ay önce işe alındığını ve ilk kez böyle bir temizlik telaşı içine girildiğini söyledi. Fabrifada uzman üretim ve kalite kontrol müdürü bulunmadığı tüm bu işlerin emekli bir subayca yürütüldüğü öğrenildi. 12:29 - 2/1/2000 - yorum {yok} - yorum yazŞİŞLİ BELEDİYESİ'NDE "ARSA KARŞILIĞINDA" İMAR İZNİ!...SHP’LİLERİN KONUT OYUNU
FERİT FARSAKOĞLU/ MİLLİYET / 10.02.1993
Şişli Belediyesi meclis üyeleri imar durumu almak için başvuran Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun( OYAK) isteğini kendilerine de konut yeri verilmesi şartıyla kabul ettikleri ileri sürüldü. Meclis üyelerinin bir kooperatif kurduğunu söyleyen Şişli Belediye Başkanı Fatma Girik “yok pahasına ev sahibi olacaklar bana da teklif ettiler ben kabul etmedim” dedi. İddiaya göre olay şöyle gelişti: OYAK, Ayazağa Çobançeşmede’ki 40 hektarlık arsasına 1.700 dairelik toplu konut projesi yapmak istediğini belirterek Şişli Belediyesi’nden izin istedi. Şişli Belediyesi imar komisyonu ,OYAK’ın isteğinin Ayazağa Nazım İmar Planı ilkelerine ters düştüğünü ve bölgeye yoğunluk getireceğini belirterek kabul etmedi. Komisyonun meclise gönderdiği raporda şöyle denildi: “OYAK AŞ’nin plan tadili teklifi bölgemizde yoğunluk artırıcı unsurlar taşıması, kaçak yapılaşmaya emsal teşkil edecek nitelikte bulunması, diğer hal sahiplerinin haklarını zedeleyici nitelikte olması ve de en önemlisi çevreyi ve yeşil alanları bozarak zemin tahribatına yol açması nedeniyle bölgede yaşayan insanların geleceğini negatif yönde etkilemesi açısından uygun bulunmamış ve komisyonumuzca talebin reddine karar verilmiştir. “ BÜYÜKŞEHİR DEVREDE Şişli Belediyesi İmar Komisyonunun bu kararının Meclisçe de onanmasından sonra OYAK, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne başvurarak kararın tekrar gözden geçirilmesini ve imar durumunun verilmesini istedi. Şişli Belediyesi’nin kararını inceleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, durumun düzeltilmesini istedi. Büyükşehir Belediyesi’nin raporunda da nazım imar planı yapma yetkisinin kendilerinde olduğu Şişli Belediyesi’nin bu planı eleştiremeyeceği alınan kararın yasalara aykırı olduğu bildirildi. Büyükşehir Belediyesi’nin olaya müdahalesi üzerine Şişli Belediyesi’nin meclis üyeleri OYAK’tan kendilerine de yer vermesini istediler. Bunun üzerine OYAK 36 konutluk araziyi meclis üyelerine 667 milyon 610 bin liraya sattı. Meclis üyeleri de SHP Şişli İlçe Yönetim Kurulu üyesi Behlül Savaş ve ortağı SHP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi Dursun Bulut’u kendilerine müteahhit olarak seçtiler. Arsa bedelini OYAK’a adı geçen müteahhitler ödedi! ÜYELER BİRBİRİNE GİRDİ!... Kooperatif kurup arsa alan SHP’li meclis üyeleri hem kendi partilerinden bazı üyeleri tasfiye ettiler hem de diğer partilerden hiç kimseyi kooperatife almadılar.Toplam 36 daire olarak yapılacak projeye Şişli Belediyesi’nin iki başkan yardımcısı ve 11 de SHP’li meclis üyesi alındı. Geriye kalan 23 daire de kat karşılığı müteahhitlere verildi. Kooperatifçiler hiç para ödemedikleri halde Şişli Belediya Başkanı Fatma Girik ve yardımcısı Erhan Alptekin’e de 71 milyonluk makbuz getirerek kooperatife üyelik belgesini doldurmalarını istediler. Fatma Girik bu teklifi reddettiğini belirterek şunları söyledi: “Ben hiç para ödemediğim halde bana makbuz getirdiler. Kooperatif kurduklarını beni de aralarında görmek istediklerini söylediler. Erhan Alptekin’in makbuzunu ve üyelik formunu da bana bırakmak istediler ben kabul etmedim.Anladığım kadarıyla yok pahasına ev sahibi olacaklar hayırlı olsun ben kabul etmedim.” RAPOR DEĞİŞTİ Kooperatif işi garanti edildikten sonra Şişli Belediyesi İmar Komisyonu üyeleri (aynı zamanda kooperatifin de üyeleri) daha önce reddettikleri OYAK’ın isteğini bu kez kabul ettiler ve daha önce yoğunluk getiriyor dedikleri projeyi daha da büyüterek raporlarında şöyle dediler: “3030 sayılı yasanın 6-a-b maddesi gereğince 1-500 ölçekli nazım imar planı yapma yetkisi Büyükşehir Belediyesi’ne ait olması aynı paftada sağlık tesisi ve kreş alanına bir adet blok ilavesiyle 42 blogun 43’e 1700 konutun 1736 konuta çıkarılması komisyonumuzca uygun görülmüştür.” İMAR VE PLANLAMA DAİRE BAŞKANI MEHMET YILDIZ İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Planlama Daire Başkanı Mehmet Yıldız, OYAK’ın projesinin nazım planına uygun olduğu halde Şişli Belediye Meclisi’nde çeşitli gülünç sebeplerle zorluk çıkarıldığını öne sürerek şunları söyledi: “Yasaya göre nazım planına uygun olan imar planı ilçe meclislerinden geçer. Ancak Şişli Belediye Meclisi sudan sebeplerle OYAK’ın planını reddetmiş.Oysa nazım planına uygun imar planı hemen reddedilmez. Yanlışlığı ya da eksikliği varsa düzeltilmesi yani nazım planına uygun olması istenir.Şişli Belediye Meclisi yanlışlığı ve eksik yönleri söyleyip düzelteceğine zorluk çıkarmış ve hemen reddetmiş.OYAK yetkilileri bize geldi.İmar planını incelediğimizde yasaya uygun olduğunu görerek Şişli Belediye Meclisi’ne ‘eksik olan nedir yasal yerlerine yasal imar planına neden izin vermiyorsunuz?’ diye sorduk.Sonradan Şişli Belediye Meclisi OYAK’ın nazım planına uygun imar planına bir blok daha ekleyerek meclisten geçirdi. Zaten ilk gönderilen imar planından bir blokluk yer istemişler istekleri kabul edilmeyince meclisten geçirmemişler. Şişli Belediye Meclisi’nden bize gelen imar planındaki değişiklik yine yasaldı ve nazım planına aykırı değildi. Şişli Belediye Meclisi’nden geçtiği gibi hiçbir noktasını değiştirmeden onayladık.Zaten kanuna göre ilçe belediye meclisinden geçtiği için onaylamak zorundaydık.Sonradan duyduğumuza göre Şişli Belediye Melis üyeleri imar planında hastane olarak görünen yeri kaydırıp yerine bir ilave blok koymuşlar.Yapılan değişiklik nazım planına aykırı değildi.İlave edilen bloğun meclis üyelerinin kurduğu bir kooperatife satıldığını duydum. Olayın Büyükşehir Belediyesi ile bir ilgisi yok “. OYAK:”BİZİ ALET ETTİLER” OYAK Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Güreş yapılanların çok ayıp olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bizden bir blokluk yeri Şişli Belediyesi’nin ihtiyaç sahibi memurlarına konut yapmak için istediler. Biz arsayı meclis üyeleri için vermedik. Bu bizim iyi niyetimizin suiistimalidir. Çok ayıp bir şey.Anladığım kadarıyla belirili bir çevre kendisine çıkar sağlamış ve buna bizi alet etmişler. Bu durum beni fazlasıyla üzdü. Biz iş yaptığımız belediyelerle iyi ilişkilerimizi sürdürmek amacıyla arsamızı verdik.Plan değişikliğini yaptıktan sonra bizden arsa talebinde bulundular.Bu olayı 13 kişi ticarete dönüştürmüş ve beleş ev sahibi olmanın yolunu bulmuşlar, çok yazık”.
00:19 - 2/1/2000 - yorum {yok} - yorum yazEYÜP BELEDİYE BAŞKANI KADİR AKPINAR' A RÜŞVET GENSORUSUÖNEMLİ HATIRLATMA: Yer sorunu nedeniyle eski Eyüp Belediye Başkanı Kadir Akpınar'la ilgili iki haberi aynı yerde arka arkaya yayınlamak zorunda kaldım. BİRİNCİ HABER Başkan caddeyi cebine attı Cadde sahibi belediye başkanı İlginç bir tenezzül örneği. SHP’li Eyüp Belediye Başkanı Kadir Akpınar otobüs durağıyla birlikte cadde satın aldı sonra da kendisine benzin istasyonu kurmak için imar planını değiştirdi 1964’TEN BERİ YOL Eyüp Belediye Başkanı Kadir Akpınar imar planında “yol” olarak gösterilen üzerinde İETT otobüs durağı bulunan ve 1964 yılından beri kullanılan caddeyi satın aldı. PLAN DEĞİŞTİ Akpınar sonra bütün yetkisini ve siyasi nüfuzunu kullanarak imar planını değiştirdi ve “cadde- arsaya” akaryakıt istasyonu kurabilmek için gerekli düzenlemeleri yaptırdı DSP ENGELLEYEMEDİ Eyüp’ten ayrılarak kurulan Bayrampaşa’nın DSP’li Belediye Başkanı imar planı değişikliğini engellemek istedi, ancak başaramadı. Büyükşehir Belediye Maclisi’nin de onayladığı karar şimdi Bayrampaşa Belediye Başkanının önünde AKPINAR’DAN SAVUNMA Benim işim akaryakıtçılık, ben bu işi bilirim.Ben satın aldığımda o yere beş kat imar izni veriliyordu. Ben akaryakıt istasyonu yapılabilmesi için plan değişikliği istedim YASAL DEĞİL Bayrampaşa Belediye Başkan Vekili Yusuf Atlı,” Yapılan işin onaylanacak yanı yok” diyerek şunları söyledi:“ O yolun üzerine akaryakıt istasyonu yapılması imkansız.Biz engellemek için elimizden geleni yaptık ama başaramadık”. ‘TENEZZÜL’ÜN SEYİR DEFTERİ · Akpınar 26 Mart 1989’da göreve geldi. 6 Haziran 1990’da kendi bölgesi içindeki Bayrampaşa’da 99 milyon lira vererek 992 metrekare yer aldı. Alınan yer 1981 tarihli 1/1000 ölçekli planda “yol ve tretuvar” olarak kayıtlıydı. 1988’de ANAP aynı yeri konut ve park alanı olarak işaretledi. · Akpınar ANAP döneminde yapılan bütün ıslah imar planlarını “yasadışı ve uygulanamaz” ilan etti sadece sahibi olduğu yerin planına dokunmadı.“Vatandaş Akpınar” olarak belediye dilekçe verdi akaryakıt istasyonu kurabilmek için plan değişikliği istedi. Başkan Akpınar da bu isteği geri çevirmedi!Belediye Meclisi istenilen değişikliği yaparak dosyayı Büyükşehir Belediyesi’ne gönderdi. · Büyükşehir Belediye Meclisi kararı gecikince Bayrampaşa, Eyüp’ten ayrılarak ayrı belediye oluyor ve evdeki hesap burada bozuluyor. DSP’li Başkan Necdet Özkan da tüm ıslah planlarını geçersiz sayıyor ve dosyaları Eyüp Belediyesi’nden istiyor. Bütün dosyalar Eyüp’ten Bayrampaşa gönderiliyor ancak Kadir Akpınar’ın dosyası “bulunamadığı” gerekçesiyle teslim edilmiyor!? Kısa bir süre sonra da Eyüp Belediye Meclisi’nden Akpınar’ın onayı çıkıyor!... SHP’li Eyüp Belediye Başkanı Kadir Akpınar, imar planında “yol ve tretuvar” alanı olarak gösterilen üzerinde İETT otobüs durağı bulanan ve 1964 yılından bu yana kullanılan caddeyi satın aldı.Akpınar’ın daha sonra bütün yetkisini ve siyasi nüfuzunu imar planını değiştirttiği ve yol üzerindeki İETT otobüs durağının bulunduğu yere akaryakıt istasyonu kurabilmek için gerekli düzenlemeyi yaptırttığı öne sürüldü. Eyüp Belediye Başkanlığına 26 Mart 1989’da seçilen Akpınar, 6 Haziran 1990 tarihinde kendi bölgesi içindeki Bayrampaşa’dan 99 milyon lira vererek 992 metrekare yer aldı. Ancak Akpınar’ın aldığı yerin 1981 tarihli 1/1000 ölçekli Bayrampaşa imar planında “yol ve tretuvar” alanı olarak işaretlendiği öğrenildi. Üzerinde İETT’nin Lunapark isimli otobüs durağı bulanan yerin 1964 yılından bu yana fiilen yol olarak kullanıldığı bildirildi. Ancak 1988 yılında ANAP’lı belediye Bayrampaşa’da imar ıslah planı hazırladı ve belirtilen yeri “konut ve park” alanı olarak işaretledi. Akpınar’ın göreve geldiğinde ilk yaptığı işin geçmiş dönemde yapılan bütün ıslah imar planlarını “yasadışı ve uygulanamaz” olduğu gerekçesiyle iptal etmek olduğu yalnızca sonradan sahibi olacağı yerin planlarına dokunmadığı öne sürüldü. VATANDAŞ AKPINAR Verilen bilgiye göre vatandaş Kadir Akpınar, satın aldığı yere akaryakıt istasyonu kurabilmek için Eyüp Belediyesi’ne başvurarak imar planlarında tadilat yapılmasını istedi. Meclisi’ne havale etti. Belediye Meclisi imar planında istenen değişikliği yaparak dosyayı Başkan Nurettin Sözen’in Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gönderdi. Bu sırada Bayrampaşa’nın Eyüp’ten ayrılarak ilçe olması ve belediye kurulması evdeki hesabı bozdu. Bayrampaşa Belediye Başkanı DSP’li Necdet Özkan, seçildikten sonra Büyükşehir Belediyesi’ne başvurarak 1/1000 ölçekli Bayrampaşa nazım imar planına aykırı düzenlemeler yapılan dosyaların hiçbir işlem yapılmadan incelenmek üzere kendilerine iade edilmesini istedi. Ayrıca yeni bir imar planı hazırlayarak Akpınar’ın satın aldığı yeri 1981’de olduğu gibi “yol ve tretuvar” alanı olarak tekrar plana işledi. Büyükşehir Belediye Meclisi Bayrampaşa’ya ilişkin imar planı dosyalarını iade etti, Akpınar’ın dosyasının ise kaybolduğu öne sürüldü. Ancak “kaybolduğu” bildirilen bu dosya Büyükşehir Belediye Meclisi’ne görüşülmek üzere sunuldu ve Eyüp Belediyesi’nin aldığı akaryakıt istasyonu kararı onaylandı. Büyükşehir Belediye Meclisi’nin plan tadilini onaylaması üzerine Bayrampaşa Belediyesi ile bölgede oturan vatandaşlar askı süresinde yolun akaryakıt istasyonu haline getirilmesine itiraz ettiler. Bunun üzerine Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürlüğü’nün görüşü istendi. İtirazların haklı olduğunu belirten Planlama Müdürlüğü akaryakıt istasyonu yapılmasına karşı çıkarak şu raporu düzenledi: “Söz konusu parsel(Akpınar’ın) Bayrampaşa Belediye Başkanlığı’nca yapılan 21.03.1991 onanlı Bayrampaşa ticaret ve ve yol boyu ticaret alanlarına ilişkin ıslah imar planı ile de “yol ve refüj” alanına ayrılmıştır. Bu nedenle söz konusu parselin benzin istasyonu için yetersiz olması ve buradan mahreç alan binaların bulunması sebebiyle 28.02.1992 onanlı 1/1000 ölçekli tadilat planı uygun görülmemektedir”. Planlama Müdürlüğü’nün yapılacak bir akaryakıt istasyonun yolun hemen kenarındaki binaların giriş ve çıkışlarını da kapatacağı gerekçesiyle olumlu görüş vermemesine karşın konu tekrar Büyükşehir Belediye Meclisine geldi. Mecliste Planlama Müdürlüğünün görüşü dikkate alınmadı. ATLI: “ ONAYLANACAK YANI YOK” Eyüp ve Büyükşehir belediyelerince yapılan işlemlerin onaylanacak bir yanının olmadığını söyleyen Bayrampaşa Belediye Başkan Vekili Yusuf Atlı şunları söyledi: “Biz plan değişikliğini engellemek için elimizden geleni yaptık ama başaramadık. O yolun üzerine akaryakıt istasyonu yapılması imkansız. Eyüp Belediye Başkanı Kadir Akpınar’ın belediyemize yaptığı başvuruyu inceliyoruz bu konuda henüz bir karar vermedik”. AKPINAR:“HER ŞEY YASAL”: Eyüp Belediye Başkanı Kadir Akpınar, ailece akaryakıt işi yaptıklarını yapılan işlemlerin de yasal olduğunu öne sürüp şöyle dedi: “Benim işim akaryakıtçılık ben bu işi bilirim.Ben satın aldığımda o yere 5 kat imar izni veriliyordu. Ben buna dayanarak aldım, konut yerine akaryakıt istasyonu yapılması için plan değişikliği istedim. Orada yanlış bir iş olsa ben kendimi zora sokacak bir şey yapar mıyım?”
Taksit taksit rüşvet iddiası AKPINAR’I TEK OY KURTARDI · SHP’li Eyüp Belediye Başkanı Kadir Akpınar hakkında belediyeye yapılan bağışları kayda almadan özel amaçları için kullandığı gerekçesiyle gensoru verildi. SHP’lilerin de desteklediği gensoru Nurettin Sözen’in ağırlığını koyması üzerine bir oyla reddedildi, Akpınar düşmekten kıl payı kurtuldu FERİT FARSAKOĞLU/ MİLLİYET/ 15.02.1990
Eyüp Belediye Başkanı SHP’li Kadir Akpınar hakkında bağış olarak taksit taksit rüşvet aldığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla verilen gensoru önergesi belediye meclisinin dünkü oturumunda reddedildi. Oylamanın 18-18 berabere sonuçlanması üzerine SHP’li meclis başkanı ret oyu vererek gensorunun düşmesini sağladı. Eyüp belediyesi’nin 7 ANAP’lı ve 7 DYP’li meclis üyesi Belediye Başkanı Kadir Akpınar hakkında gensoru önergesi verdi. Oylamada 12 SHP’li meclis üyesi de gensoru verilmesi yönünde oy kullandı. Gensoru gerekçesi olarak da belediyeye yapılan bağışların kayıtlara geçirilmeden özel amaçlar için kullanılması gösterildi. Başkan yardımcısı Hüseyin Derin gensorunun lehinde oy kullanınca Kadir Akpınar tarafından görevinden alındı. SHP’li üyelerin de Akpınar aleyhinde tavır alması üzerine önceki gece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen, meclis üyelerini “ikna” toplantısı yaptı. Belediye meclisinde “savunmasını” yapan Kadir Akpınar encümen kararıyla belediyeye bağış olarak kabul edilenleri şöyle açıkladı: “ 89 model serçe marka otomobil,2 ağaç kesme makinesi, Ford minibüs ve 4 adet çim biçme makinesi”.Akpınar bunların dışında belediyeye herhangi bir bağış kabul edilmediğini ileri sürdü. Daha sonra DYP grubu adına söz alan Zeki Demirsel, Akpınar’ın açıkladıklarından başka da bağışlar alındığını ve bunların nerelerde kullanıldığının bilinmediğini söyledi. Demirsel, bağışların encümenin bilgisi dışında kabul edildiğini belirterek şu iddiaları gündeme getirdi: “Demirkapı Caddesi’ndeki Yaşar Aksoy ve ortağının kaçak inşaatına 200 milyon lira karşılığında göz yumuldu. Bu para nerede? Mantar gibi biten çim halı sahalara 20-30 milyon lira karşılığında encümen kararı olmaksızın geçici ruhsatlar nasıl verildi? Yine kaçak inşaat karşılığı Yıldırım Dalkıran’dan 10 milyon, Yaşar Dalkıran’dan 15 milyon 500 bin lira neye dayanarak alındı? 35 milyon lira değerindeki jeneratör nereden,nasıl geldi? Ayrıca 5 milyon lira SHP ilçe teşkilatına aktarıldı mı?” ANAP adına konuşan Ahmet Aksu da şu iddialarda bulundu: “Mahsur Yalçın’dan kaçak inşaat karşılığı 10 milyon 500 bin lira,İsmail Cengiz’den çim saha ruhsatı için 20 milyon lira alındığı söyleniyor. Ne dersiniz?” DSP adına konuşan Baki Aktuğ da Eyüp Belediyesi’nin rüşvet iddialarıyla çalkalandığını belirterek şunları söyledi: “Çim halı sahalara ruhsat vermek için kimlerden para aldınız? Yapı Kredi Bankası’nın Rami Şubesi’nden 768551 ve768552 nolu çekler neyin karşılığı olarak çekildi?” Oldukça tartışmalı geçen meclis oturumunda Kadir Akpınar iddiaların maksatlı olarak çıkarıldığını savundu. Muhalif partilere mensup üyelerin ısrarla sorduğu soruları yanıtsız bırakan Akpınar, “asılsız iddialar karşılıksız kalmayacaktır” diyerek gözdağı verdi. Daha sonra SHP’li üyeler yeterlilik önergesi vererek oylamaya geçilmesini istedi. Muhalif partilere mensup üyeler iddialarının Akpınar tarafından açıklıkla yanıtlandığını belirterek oylamaya geçilmesine karşı çıktılar. Bütün itirazlara rağmen yapılan oylama 18-18 berabere sonuçlandı. Bunun üzerine SHP’li meclis başkanı “yasaya göre benim oyum iki oy sayılır,gensorunun reddi yönünde oy kullanıyorum” dedi. Akpınar bir oy farkla belediye başkanı koltuğunu koruyabildi.
22:50 - 1/1/2000 - yorum {1} - yorum yaz
|
Hakkımda Hayata dair her şey üzerine yazılar Ana Sayfa Profilim Arşiv Kategoriler Son Yazılar - BAŞBAKAN ÖZAL'A SUİKASTI MİT'İN SUÇLADIĞI SAVCI DEMİR - AHMET HAKAN - KAPALI KUTU ARNAVUTLUK DA AÇILDI - BERLİN DUVARI YIKILDI BİR DÖNEM KAPANDI!... - ÜMR.BLD.BŞK. ŞİNASİ ÖKTEM'İN KAÇAK VİLLASI - PANDA'YA SUÇ DUYURUSU - PANDA DONDURMA FABRİKASI KAPATILDI - ŞİŞLİ BELEDİYESİ'NDE "ARSA KARŞILIĞINDA" İMAR İZNİ!... - EYÜP BELEDİYE BAŞKANI KADİR AKPINAR' A RÜŞVET GENSORUSU Arkadaşlarım • guvencin |